Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
() - | Haber Girişi: 26.04.2021 - 13:42, Güncelleme: 01.01.1970 - 02:00

Eğitim Sen Şube Başkanı Çiçek; Gelir güvenceli dört haftalık kapanma sürecini destekliyoruz!

 

Eğitim Sen Şube Başkanı Çiçek; Gelir güvenceli dört haftalık kapanma sürecini destekliyoruz!

Eğitim Sen Şube Başkanı Sedat Çiçek gazetemize, günümüz öğretmen sendikacılığını, öğretmen atamalarını ve salgın sürecini değerlendiren bir açıklama yaptı.
Sendikaların siyasal ve ideolojik olarak bağımsız olması gerektiğini savunan Başkan Çiçek, emekçilerin yüzyıllardır sürdürdüğü insanca yaşam, daha iyi çalışma koşulları, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin günümüzde de önemini koruduğunu söyledi. Öğretmen atamalarının yıllardır ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde yapılmadığını vurgulayan açıklamasında, Sayıştay raporlarına göre öğretmen ihtiyacının 138 bin olduğu ifade edilse de gerçekte ihtiyacın bundan daha fazla olduğunun ortada olduğunu savundu. Ataması yapılmayan bir çok öğretmenin, öğretmenlikten umudunu keserek başka sektörlerde kendilerine iş imkanı yaratmaya çalışarak, yoksulluk sınırı altında ücretlerle hayatını sürdürmeye devam ettiğini ifade eden Eğitim Sen Şube Başkanı Çiçek, “Önlemler alınarak eğitim yüz yüze yapılmak durumundadır” diyen bir sendika olarak, yüz yüze eğitimin erteleneceği, aşılamaların hızlanacağı ve tüm tedbirlerin alınacağı gelir güvenceli dört haftalık bir kapanma sürecini desteklediğimizi belirtiyoruz.” Dedi. Eğitim Sen Şube Başkanı Sedat Çiçek, gazetemize yaptığı açıklamada; “Sendikalar, işçi ve emekçi sınıfların en eski, en kitlesel ve en etkili mücadele araçları arasındadır. Sermaye, onların siyasal partileri, bu araçların denetimini ele geçirmek ve sendikal mücadeleyi zayıflatmak için her dönem özel bir çaba harcamıştır. Bu çaba aynı zamanda, emekçilerin birbiriyle rekabet etmesini ve bölünmesini, patronlar ya da siyasi iktidarlar karşısında güçsüz olmasını hedeflemiştir. Emekçilerin ve sendikal hareketin bağımsızlığı, güçlü sendikal örgütlülükler yaratmanın, işçi ve emekçilerin ortak talepler etrafında birliğinin ve ortak mücadelesinin sağlanmasının temel koşuludur. Sendikalar, neden sermayeden bağımsız olmalıdır? Çünkü sendikalar sermayenin değil, emeğin ve emekçilerin mücadele örgütleridir. Sermaye ile emek arasında uzlaşmaz karşıtlıklar vardır. Bu nedenle sendikalar, sermayeden bağımsız olmak zorundadır. Sermayenin çıkarlarını savunan üyelerinin çıkarları yerine, patronların ya da hükümetlerin çıkarlarını savunan sendikalara “işbirlikçi”, “yandaş” anlamına gelen “sarı sendika” denilmiştir. Sermayeden ve onun siyasal temsilcilerinden (hükümetlerden) mutlak anlamda bağımsız olmayan bir yapının gerçek bir sendika olması mümkün değildir. Dünyada ve Türkiye’de de örneklerine rastladığımız hükümet güdümünde kurulan, sarı sendikaların asıl görevi emekçilerin birleşik mücadelesini bölmek ve onları zayıf düşürmektir. Sendikalar, neden siyasi partilerden bağımsız olmalıdır? Sendikalar içinde en tartışmalı konuların başında sendikaların siyasi partilerden neden bağımsız olması gerektiği sorusu gelmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sendikalar her türlü emek düşmanı siyaset ve kurumlardan örgütsel, siyasal ve ideolojik(dünya görüsü) olarak bağımsız olmak zorundadır. Savunduğu değerler ve mücadele pratiği ile emek mücadelesinin içinde yer alan, sendikaların hak arama mücadelesinde yanlarında olan parti ve kurumlarla ilişkilerde söz konusu olan bağımsızlık ise “örgütsel bağımsızlık”tır. Örgütsel bağımsızlık, sendikanın bir siyasi parti ile arasında organik, doğrudan bir bağın olmamasını ifade etmektedir. Emekçilerin yüzyıllardır sürdürdüğü insanca yaşam, daha iyi çalışma koşulları, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi günümüzde de önemini korumaktadır. Emekçilerin talepler etrafında birlik ve dayanışmasını sağlayan, hak ve özgürlüklerin kazanılması sürecinde en etkili mücadele araçların başında sendikalar gelmektedir. Mevcut hakları korumak ve yeni haklar kazanmak için sadece haklı olmak yeterli değildir. Emekçilerin taleplerini gerçekleştirebilmek için haklı olmaları yeterli midir? İçinde yaşadığımız ve çeşitli sorunlarla boğuştuğumuz yaşam koşullarında belirli bir hakkı elde edebilmek için haklı olmak tek başına yeterli değildir. Emekçilerin haklarını elde edebilmeleri için aynı zamanda güçlü olmaları gerekir. Emekçilerin en büyük gücü ise örgütlülüğü, sendikası, örgütlü mücadelesidir. Emekçilerin temel haklarını elde etmesi, ilk ortaya çıktığı günden bu yana verdiği örgütlü mücadele sonucu gerçekleşmiştir. Bu anlamda demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesi, bugün geçmişe oranla daha fazla önem kazanmıştır. Emekçilerin sayılarının çok olması güçlü olmaları için yeterli midir? Emekçilerin sayılarının çok olması güçlü olmak için gereklidir, fakat yeterli değildir. Elbette herkes güçlü olmak ister. Ama güçlü olmak için benimsenen yöntemler farklı olabilir. Kimileri hemşericilik temelinde bir araya gelerek, kimi siyasi çevresi ile kimi başka bir temelde birleşerek kendini güçlü hissedebilir. Ancak bu birliktelikler, işyerlerinde, üretim alanlarında her gün benzer sorunlarla boğuşan, pek çok yönden baskı altında tutulan, zaman zaman şiddete uğrayan emekçilerin giderek ağırlaşan sorunlarına kalıcı çözüm üretmek için yeterli değildir. Bu nedenle, emekçilerin güçlü olması için gereken en önemli koşul, işyerindeki tüm emekçilerin sorunları etrafında birleşmesinden ve gerçek sendikalarda örgütlenmesinden geçmektedir. Öğretmen atamaları ihtiyacı karşılamakta mıdır? Öğretmen atamaları yıllardır ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde yapılmamıştır. Sayıştay raporlarına göre öğretmen ihtiyacının 138 bin olduğu ifade edilse de gerçekte ihtiyacın bundan daha fazla olduğu ortadadır. Ataması yapılmayan bir çok öğretmenimiz, öğretmenlikten umudunu keserek başka sektörlerde kendilerine iş imkanı yaratmaya çalışarak yoksulluk sınırı altında ücretlerle hayatını sürdürmeye devam etmektedir. Bu açıdan da düşünüldüğünde ataması yapılmayan öğretmenlerimizin sayısı bir hayli fazladır. Öğretmen istihdamının yeterli düzeyde yapılmaması sonucunda var olan öğretmen açığı ücretli öğretmenlerle karşılanmaya çalışılmaktadır. Ücretli çalışan arkadaşlarımız yarım sigortayla açlık sınırının altında maaşlarla çalıştırılmaktadır. Bu tamamen emek sömürüsüdür. Öğretmenlerin derhal kadrolu atamaları yapılarak iş güvenceleri sağlanmalıdır. Eğitim Sen olarak salgının başladığı süreçten bu yana sınıfların seyreltilerek gerekli atamaların bir an önce hayata geçirilmesini, toplumun sağlığı açısından gerekli gördük ve her platformda dile getirdik fakat çağrılarımıza cevap alamadık. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Nisan 2021 tarihli kararı ile öğrencisi derse girmeyen öğretmenin ekders ücreti kesilecek değerlendirmesi; eğitim emekçilerinin uzaktan eğitim sürecinde yerine getirdiği planlama ve derse hazırlık süreçlerinin görmezden gelinmesi demektir. Uzaktan eğitim sürecinde başından beri öğrencilere ücretsiz tablet ve internet desteğinin sağlanmasını dile getirmemize rağmen yetkili kurumlarca öğrenci ihtiyaçlarının karşılanamaması sebebiyle öğrencilerin derslere katılmamasının suçlusu öğretmenlermiş gibi gösterilmektedir. Öğrencilerin derslere katılmamasının suçlusu öğretmenler değildir. Öğretmenlerimizin uzaktan eğitim sürecinde yaşadıkları kayıplar derhal karşılanmalıdır. Önü alınamaz bir şekilde vakalar ve hasta sayıları tüm Türkiye’de hızla yükselirken eğitim alanında hiçbir tedbir alınmaması, yüz yüze eğitimin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Yapılan çağrılara rağmen başta aşı olmak üzere önlemler noktasında bir hazırlık gözükmemektedir. Tüm toplumumuzun sağlığı tehdit altındayken sağlık örgütleri ve bilim insanları, sağlık hizmetleri, belediye temizlik hizmetleri ve gıda satışı dışında, gelir güvenceli 28 günlük tam kapanmayı önermektedirler. Her şey yolundaymış gibi hareket eden MEB’in yüz yüze eğitimin sağlıklı ve güvenli şekilde devamını sağlayacak bir gücünün ve iradesinin olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. “Önlemler alınarak eğitim yüz yüze yapılmak durumundadır” diyen bir sendika olarak, yüz yüze eğitimin erteleneceği, aşılamaların hızlanacağı ve tüm tedbirlerin alınacağı gelir güvenceli dört haftalık bir kapanma sürecini desteklediğimizi belirtiyoruz. Ölümle sonuçlanmasa dahi yaşı ilerlemiş veya bünyesi zayıf bireylerin vücutlarında kalıcı hasarlar bırakan Covid-19 salgınında, eğitim bileşenlerinin yaşamı ve sağlıkları tehlikeye atılamaz ve bu riskli durum daha fazla sürdürülemez. MEB, uzaktan eğitime erişemeyerek eğitimden kopan çocuklarımızın sorumlusudur! MEB, yüz yüze eğitimin sağlıklı ve güven içinde yürütülememesinin sorumlusudur!” Değerledirmesinde bulundu. Hatice Dursun  
Eğitim Sen Şube Başkanı Sedat Çiçek gazetemize, günümüz öğretmen sendikacılığını, öğretmen atamalarını ve salgın sürecini değerlendiren bir açıklama yaptı.

Sendikaların siyasal ve ideolojik olarak bağımsız olması gerektiğini savunan Başkan Çiçek, emekçilerin yüzyıllardır sürdürdüğü insanca yaşam, daha iyi çalışma koşulları, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin günümüzde de önemini koruduğunu söyledi.

Öğretmen atamalarının yıllardır ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde yapılmadığını vurgulayan açıklamasında, Sayıştay raporlarına göre öğretmen ihtiyacının 138 bin olduğu ifade edilse de gerçekte ihtiyacın bundan daha fazla olduğunun ortada olduğunu savundu.

Ataması yapılmayan bir çok öğretmenin, öğretmenlikten umudunu keserek başka sektörlerde kendilerine iş imkanı yaratmaya çalışarak, yoksulluk sınırı altında ücretlerle hayatını sürdürmeye devam ettiğini ifade eden Eğitim Sen Şube Başkanı Çiçek, “Önlemler alınarak eğitim yüz yüze yapılmak durumundadır” diyen bir sendika olarak, yüz yüze eğitimin erteleneceği, aşılamaların hızlanacağı ve tüm tedbirlerin alınacağı gelir güvenceli dört haftalık bir kapanma sürecini desteklediğimizi belirtiyoruz.” Dedi.

Eğitim Sen Şube Başkanı Sedat Çiçek, gazetemize yaptığı açıklamada;

“Sendikalar, işçi ve emekçi sınıfların en eski, en kitlesel ve en etkili mücadele araçları arasındadır. Sermaye, onların siyasal partileri, bu araçların denetimini ele geçirmek ve sendikal mücadeleyi zayıflatmak için her dönem özel bir çaba harcamıştır. Bu çaba aynı zamanda, emekçilerin birbiriyle rekabet etmesini ve bölünmesini, patronlar ya da siyasi iktidarlar karşısında güçsüz olmasını hedeflemiştir. Emekçilerin ve sendikal hareketin bağımsızlığı, güçlü sendikal örgütlülükler yaratmanın, işçi ve emekçilerin ortak talepler etrafında birliğinin ve ortak mücadelesinin sağlanmasının temel koşuludur.

Sendikalar, neden sermayeden bağımsız olmalıdır?

Çünkü sendikalar sermayenin değil, emeğin ve emekçilerin mücadele örgütleridir. Sermaye ile emek arasında uzlaşmaz karşıtlıklar vardır. Bu nedenle sendikalar, sermayeden bağımsız olmak zorundadır. Sermayenin çıkarlarını savunan üyelerinin çıkarları yerine, patronların ya da hükümetlerin çıkarlarını savunan sendikalara “işbirlikçi”, “yandaş” anlamına gelen “sarı sendika” denilmiştir. Sermayeden ve onun siyasal temsilcilerinden (hükümetlerden) mutlak anlamda bağımsız olmayan bir yapının gerçek bir sendika olması mümkün değildir. Dünyada ve Türkiye’de de örneklerine rastladığımız hükümet güdümünde kurulan, sarı sendikaların asıl görevi emekçilerin birleşik mücadelesini bölmek ve onları zayıf düşürmektir.

Sendikalar, neden siyasi partilerden bağımsız olmalıdır?

Sendikalar içinde en tartışmalı konuların başında sendikaların siyasi partilerden neden bağımsız olması gerektiği sorusu gelmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sendikalar her türlü emek düşmanı siyaset ve kurumlardan örgütsel, siyasal ve ideolojik(dünya görüsü) olarak bağımsız olmak zorundadır. Savunduğu değerler ve mücadele pratiği ile emek mücadelesinin içinde yer alan, sendikaların hak arama mücadelesinde yanlarında olan parti ve kurumlarla ilişkilerde söz konusu olan bağımsızlık ise “örgütsel bağımsızlık”tır. Örgütsel bağımsızlık, sendikanın bir siyasi parti ile arasında organik, doğrudan bir bağın olmamasını ifade etmektedir. Emekçilerin yüzyıllardır sürdürdüğü insanca yaşam, daha iyi çalışma koşulları, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi günümüzde de önemini korumaktadır. Emekçilerin talepler etrafında birlik ve dayanışmasını sağlayan, hak ve özgürlüklerin kazanılması sürecinde en etkili mücadele araçların başında sendikalar gelmektedir. Mevcut hakları korumak ve yeni haklar kazanmak için sadece haklı olmak yeterli değildir.

Emekçilerin taleplerini gerçekleştirebilmek için haklı olmaları yeterli midir?

İçinde yaşadığımız ve çeşitli sorunlarla boğuştuğumuz yaşam koşullarında belirli bir hakkı elde edebilmek için haklı olmak tek başına yeterli değildir. Emekçilerin haklarını elde edebilmeleri için aynı zamanda güçlü olmaları gerekir. Emekçilerin en büyük gücü ise örgütlülüğü, sendikası, örgütlü mücadelesidir. Emekçilerin temel haklarını elde etmesi, ilk ortaya çıktığı günden bu yana verdiği örgütlü mücadele sonucu gerçekleşmiştir. Bu anlamda demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesi, bugün geçmişe oranla daha fazla önem kazanmıştır.

Emekçilerin sayılarının çok olması güçlü olmaları için yeterli midir?

Emekçilerin sayılarının çok olması güçlü olmak için gereklidir, fakat yeterli değildir. Elbette herkes güçlü olmak ister. Ama güçlü olmak için benimsenen yöntemler farklı olabilir. Kimileri hemşericilik temelinde bir araya gelerek, kimi siyasi çevresi ile kimi başka bir temelde birleşerek kendini güçlü hissedebilir. Ancak bu birliktelikler, işyerlerinde, üretim alanlarında her gün benzer sorunlarla boğuşan, pek çok yönden baskı altında tutulan, zaman zaman şiddete uğrayan emekçilerin giderek ağırlaşan sorunlarına kalıcı çözüm üretmek için yeterli değildir. Bu nedenle, emekçilerin güçlü olması için gereken en önemli koşul, işyerindeki tüm emekçilerin sorunları etrafında birleşmesinden ve gerçek sendikalarda örgütlenmesinden geçmektedir.

Öğretmen atamaları ihtiyacı karşılamakta mıdır?

Öğretmen atamaları yıllardır ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde yapılmamıştır. Sayıştay raporlarına göre öğretmen ihtiyacının 138 bin olduğu ifade edilse de gerçekte ihtiyacın bundan daha fazla olduğu ortadadır. Ataması yapılmayan bir çok öğretmenimiz, öğretmenlikten umudunu keserek başka sektörlerde kendilerine iş imkanı yaratmaya çalışarak yoksulluk sınırı altında ücretlerle hayatını sürdürmeye devam etmektedir. Bu açıdan da düşünüldüğünde ataması yapılmayan öğretmenlerimizin sayısı bir hayli fazladır. Öğretmen istihdamının yeterli düzeyde yapılmaması sonucunda var olan öğretmen açığı ücretli öğretmenlerle karşılanmaya çalışılmaktadır. Ücretli çalışan arkadaşlarımız yarım sigortayla açlık sınırının altında maaşlarla çalıştırılmaktadır. Bu tamamen emek sömürüsüdür. Öğretmenlerin derhal kadrolu atamaları yapılarak iş güvenceleri sağlanmalıdır. Eğitim Sen olarak salgının başladığı süreçten bu yana sınıfların seyreltilerek gerekli atamaların bir an önce hayata geçirilmesini, toplumun sağlığı açısından gerekli gördük ve her platformda dile getirdik fakat çağrılarımıza cevap alamadık.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Nisan 2021 tarihli kararı ile öğrencisi derse girmeyen öğretmenin ekders ücreti kesilecek değerlendirmesi; eğitim emekçilerinin uzaktan eğitim sürecinde yerine getirdiği planlama ve derse hazırlık süreçlerinin görmezden gelinmesi demektir. Uzaktan eğitim sürecinde başından beri öğrencilere ücretsiz tablet ve internet desteğinin sağlanmasını dile getirmemize rağmen yetkili kurumlarca öğrenci ihtiyaçlarının karşılanamaması sebebiyle öğrencilerin derslere katılmamasının suçlusu öğretmenlermiş gibi gösterilmektedir. Öğrencilerin derslere katılmamasının suçlusu öğretmenler değildir. Öğretmenlerimizin uzaktan eğitim sürecinde yaşadıkları kayıplar derhal karşılanmalıdır. Önü alınamaz bir şekilde vakalar ve hasta sayıları tüm Türkiye’de hızla yükselirken eğitim alanında hiçbir tedbir alınmaması, yüz yüze eğitimin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Yapılan çağrılara rağmen başta aşı olmak üzere önlemler noktasında bir hazırlık gözükmemektedir. Tüm toplumumuzun sağlığı tehdit altındayken sağlık örgütleri ve bilim insanları, sağlık hizmetleri, belediye temizlik hizmetleri ve gıda satışı dışında, gelir güvenceli 28 günlük tam kapanmayı önermektedirler. Her şey yolundaymış gibi hareket eden MEB’in yüz yüze eğitimin sağlıklı ve güvenli şekilde devamını sağlayacak bir gücünün ve iradesinin olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. “Önlemler alınarak eğitim yüz yüze yapılmak durumundadır” diyen bir sendika olarak, yüz yüze eğitimin erteleneceği, aşılamaların hızlanacağı ve tüm tedbirlerin alınacağı gelir güvenceli dört haftalık bir kapanma sürecini desteklediğimizi belirtiyoruz. Ölümle sonuçlanmasa dahi yaşı ilerlemiş veya bünyesi zayıf bireylerin vücutlarında kalıcı hasarlar bırakan Covid-19 salgınında, eğitim bileşenlerinin yaşamı ve sağlıkları tehlikeye atılamaz ve bu riskli durum daha fazla sürdürülemez. MEB, uzaktan eğitime erişemeyerek eğitimden kopan çocuklarımızın sorumlusudur! MEB, yüz yüze eğitimin sağlıklı ve güven içinde yürütülememesinin sorumlusudur!” Değerledirmesinde bulundu.

Hatice Dursun

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.