Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Anasayfa Bölge Haberi Okul eve sığmadı Bu haber 418 kez okundu.
Bölge Haber Girişi: 15.03.2021 - 17:22, Güncelleme: 01.01.1970 - 02:00

Okul eve sığmadı

 

Okul eve sığmadı

Şair, roman ve öykü yazarı ve de öğretmen Rıfat Ilgaz yaşamında sınıftan uzaktı.  Ama her daim sınıfta olması ile unutulmazdır;
Şair, roman ve öykü yazarı ve de öğretmen Rıfat Ilgaz yaşamında sınıftan uzaktı.  Ama her daim sınıfta olması ile unutulmazdır; Sınıfın ozanıyım mimli,   Hababam Sınıfı’nın yazarıyım ünlü. Rıfat Ilgaz’ın müthiş eseri Hababam Sınıfı’nın unutulmaz karakteri Mahmut Hoca’nın,  Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde damı olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı… Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur, repliği pandemili günlerde uzaktan eğitim savunucularının başvuru kaynağı oldu. Mahmut Hoca’nın kastı bu muydu?. Derdimiz bu cümleler ekseninde her türlü iyimser cümlelere, TV programlarına, internet alt yapısına, tabletlere, uzman görüşüne rağmen okulun eve sığmadığını naçizane anlatmaktır. Bize sorulan sorular ise şöyle; 1- Bir sürü deneyim yaşadık. Deneyimden hareketle uzaktan eğitim bundan sonra olur mu? 2- Kayıpların telafisi mümkün mü?   Soruların cevabı kısaca hayır da olsa okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde damı olan yer olmadığıgibi önünde camı olan bir yer de hiç değildir.  Eğitim okulda ve okul yolunda gerçekleşir.  Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, eğitimin yüzde 95’lerle TV ve yüzde 80 civarında internet sunumu ile yapıldığını söyledi.  Veri temelli konuştuğunu söyleyen Bakan bir hanede kaç öğrenci olduğunu söylemedi.  Ama biz televizyondan duyduk, çevremizden işittik internet erişimine sahip olmayan hatta evinde televizyon olmadığı için uzaktan eğitim uygulamasından mahrum kalan öğrencilerimizin çok olduğunu. İnternet tabanlı organizasyon, EBA ve TV’lerin kısa sürede kurulumu ve içerikleri konusunda sözümüz yok ama izleyici oranı(reyting) merak konusu. Malum bir fatih projemiz var. Öğrencilerin tableti, sınıfların akıllı tahtası mevcut. Yüz yüze eğitimde bunların başarıyı arttırdığı konusunda elimizde veri yok. Şimdiki başarı nedir? Veriye dayalı bilgilere ihtiyaç var.  YÖK tarafından Türkiye’de yükseköğretime ilişkin en yüksek katılımlı  ve hizmet alımı  olmadan yapılan anketin ismi çevrimiçi eğitimin verimliliği. Soruyu nasıl sorarsanız cevabınızda öyle olur mantığındaki anketin cevapları sayılarla, sonuç ise verimlikle dolu.   Ankete katılan öğretim elemanlarının yüzde 97’si bilgisayar, tablet ya da cep telefonu gibi elektronik cihazlarım var, demiş. Diğer sorular da cevaplar da aynı minvalde.   Eğitimin kalitesinin ve verimliliğinin makam yükseldikçe iyimser cümlelere büründüğünü biliyorduk. Ama eğitimin tabanda görülen kısmı çok farklı.  Televizyon, internet, bilgisayar ve akıllı telefonun bulunduğu her ev bir eğitim yuvası olmadı. Herhangi bir zaman ya da yere bağlı kalmadan, akıllı telefon, tablet ya da bilgisayar gibi cihazlar vasıtasıyla öğrenme deneyimi yaşanmadı. Bu araçlar yalnızca haber aracı olarak kullanıldı.  Çocuklar zamanı iyi yönetemediler, gece ile gündüz birbirine karıştı, okulun verdiği planlı yaşam alt üst oldu. Hep aynı saatte uyunmadı. Her gün aynı saatte kahvaltı-yemek yenilip ders için dinlenmeye geçilmedi. Okuldaki düzen evde sağlanamadı. Her gün boyalı yaşamların dizileri, tüketime yönelik reklamlar, bağışıklığı güçlendiren ilaçlar (besinler değil) izlendi. İnternet ve televizyon bağımlılığı arttı. Gelecek kayboldu, kazanan televizyon, internet ve uzaktan satıcılar oldu. Eve çok yakın ve de maske, mesafe ve musluğun olmadığı marketlerin sayısı çoğaldı. Besinlerin olduğu semt pazarı ise çok uzaklarda kaldı.   Uzaktan ders anlatıldı yalnızca. Hâlbuki ders anlatılmaz ders yaşantı yolu ile işlenir. Yaşantı eğitimin tanımında birinci kelime.  Çocuğun akranı ile birlikte sosyalleşmesi olmadı. Öğrenmelerin kaynağının sınırını çizmek zor ama akrandan öğrenme en iyisi. Uzaktan eğitim öğrenci ve öğretmen arasındaki iletişimi teknikleştirdi  ve sosyalliği geride bıraktı. Bu da öğrenci - öğretmen diyaloğu, sosyalleşme ve etkin öğrenme metotlarının çok daha geride kalmasına sebep oldu.    Okul sosyal çalışmaların yapıldığı, birlikteliğin olduğu, çeşitli aktivitelerin yapıldığı ve paylaşıldığı bir ortamdır. Eğitim sistemimiz bunları unutsa da bir müzik resitali uzaktan aynı coşkuyu vermedi, bir sanat ekinliği/ bir resim sergisi sergilenip sunulmadı, bir spor karşılaşması olmadı, okulun bahçesinde yıllarca anı olarak anlatılacak bir futbol maçı oynanmadı.   Eğitimin dışında da izlediğimiz TV’de son bir yıldır her daim uzman görüşleriyle, tablolarla, sayılarla anlatılan “virüs”, “korona”, “hastalık”, “ölüm”, “salgın” gibi sözler oyun çağındaki çocuklarımıza hiç oyun gibi gelmedi. Öğrenme kayıplarına dünden razıydık ama bir korku ikliminde evden dışarıya tek iletişim kanalı olan o sihirli kutudan dış dünyadan haberlerle beyinlere kazılan korkunun giderilmesi mümkün mü? Çözüm ise insanı bir makine gibi gören ve buna göre tavsiyelerde bulunan uzmanlara havale!  Ülkemizde özel eğitim desteğine ihtiyacı olan ve bu eğitimi alan engelli çocuklar var. Eğitim merkezlerinde özel eğitim alması gereken çocukların eğitimi uzaktan olmadı. Yükseköğretim bir mesleğe hazırlayan öğretim kurumlarıdır. Ustalık için mesleki bilgi ve becerinin tam ve uyumlu olması lazım. Uzaktan eğitim ile ancak bilgi aktarıldı, o da dinleyene. Beceri kazandırılamadı. Kayıp hanesi çok büyük. Öğretmen kendini bir robot olarak görmez. Öğrenmeyi bir süreç olarak görür. Süreci çok boyutlu olarak yönetmeyi de bilir ve uygulamak ister. Cam önü tek boyutlu bir öğrenme aktivitesi öğrenme ve öğretmenin doğasına aykırı olduğu görüldü.   Mahmut hocanın yukarıdaki repliğine, Tulum Hayri; Allah aşkına hocam bu okulda insan ne öğrenir? Mahmut Hoca; Yaşamayı, mücadele etmeyi, doğa ile savaşmayı öğrenirsiniz. Bilgili olmayı, en önemlisi de kendinize karşı saygıyı öğrenirsiniz. Bu saydıklarım eğer bir okulda yoksa orada sadece bir taş yığını vardır. Sözümüz zorunlu kesintilere değil, yıllardır ve fırsattan istifade uzaktan eğitimi savunanlara. Bize sorulan sorulara cevap ise, Bizim zaten deneyimimiz vardı, hepimizim elinde bir cep telefonu, Eğitim yaşantı ile gerçekleştiğinden telafisi mümkün olmuyor, geçmiş ola. Prof. Dr. Sadık Kartal Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi E- posta; skartal@mehmetakif.edu.tr-iznik.1966@gmail.com Blog; http://sadikartal.blogspot.com/ Web; https://abs.mehmetakif.edu.tr/skartal/
Şair, roman ve öykü yazarı ve de öğretmen Rıfat Ilgaz yaşamında sınıftan uzaktı.  Ama her daim sınıfta olması ile unutulmazdır;

Şair, roman ve öykü yazarı ve de öğretmen Rıfat Ilgaz yaşamında sınıftan uzaktı.  Ama her daim sınıfta olması ile unutulmazdır;

Sınıfın ozanıyım mimli,

  Hababam Sınıfı’nın yazarıyım ünlü.

Rıfat Ilgaz’ın müthiş eseri Hababam Sınıfı’nın unutulmaz karakteri Mahmut Hoca’nın,

 Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde damı olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı… Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur,

repliği pandemili günlerde uzaktan eğitim savunucularının başvuru kaynağı oldu. Mahmut Hoca’nın kastı bu muydu?. Derdimiz bu cümleler ekseninde her türlü iyimser cümlelere, TV programlarına, internet alt yapısına, tabletlere, uzman görüşüne rağmen okulun eve sığmadığını naçizane anlatmaktır. Bize sorulan sorular ise şöyle;

1- Bir sürü deneyim yaşadık. Deneyimden hareketle uzaktan eğitim bundan sonra olur mu?

2- Kayıpların telafisi mümkün mü?  

Soruların cevabı kısaca hayır da olsa okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde damı olan yer olmadığıgibi önünde camı olan bir yer de hiç değildir.  Eğitim okulda ve okul yolunda gerçekleşir.

 Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, eğitimin yüzde 95’lerle TV ve yüzde 80 civarında internet sunumu ile yapıldığını söyledi.  Veri temelli konuştuğunu söyleyen Bakan bir hanede kaç öğrenci olduğunu söylemedi.  Ama biz televizyondan duyduk, çevremizden işittik internet erişimine sahip olmayan hatta evinde televizyon olmadığı için uzaktan eğitim uygulamasından mahrum kalan öğrencilerimizin çok olduğunu. İnternet tabanlı organizasyon, EBA ve TV’lerin kısa sürede kurulumu ve içerikleri konusunda sözümüz yok ama izleyici oranı(reyting) merak konusu. Malum bir fatih projemiz var. Öğrencilerin tableti, sınıfların akıllı tahtası mevcut. Yüz yüze eğitimde bunların başarıyı arttırdığı konusunda elimizde veri yok. Şimdiki başarı nedir? Veriye dayalı bilgilere ihtiyaç var.

 YÖK tarafından Türkiye’de yükseköğretime ilişkin en yüksek katılımlı  ve hizmet alımı  olmadan yapılan anketin ismi çevrimiçi eğitimin verimliliği. Soruyu nasıl sorarsanız cevabınızda öyle olur mantığındaki anketin cevapları sayılarla, sonuç ise verimlikle dolu.   Ankete katılan öğretim elemanlarının yüzde 97’si bilgisayar, tablet ya da cep telefonu gibi elektronik cihazlarım var, demiş. Diğer sorular da cevaplar da aynı minvalde.

  Eğitimin kalitesinin ve verimliliğinin makam yükseldikçe iyimser cümlelere büründüğünü biliyorduk. Ama eğitimin tabanda görülen kısmı çok farklı.

 Televizyon, internet, bilgisayar ve akıllı telefonun bulunduğu her ev bir eğitim yuvası olmadı. Herhangi bir zaman ya da yere bağlı kalmadan, akıllı telefon, tablet ya da bilgisayar gibi cihazlar vasıtasıyla öğrenme deneyimi yaşanmadı. Bu araçlar yalnızca haber aracı olarak kullanıldı.

 Çocuklar zamanı iyi yönetemediler, gece ile gündüz birbirine karıştı, okulun verdiği planlı yaşam alt üst oldu. Hep aynı saatte uyunmadı. Her gün aynı saatte kahvaltı-yemek yenilip ders için dinlenmeye geçilmedi. Okuldaki düzen evde sağlanamadı. Her gün boyalı yaşamların dizileri, tüketime yönelik reklamlar, bağışıklığı güçlendiren ilaçlar (besinler değil) izlendi. İnternet ve televizyon bağımlılığı arttı. Gelecek kayboldu, kazanan televizyon, internet ve uzaktan satıcılar oldu. Eve çok yakın ve de maske, mesafe ve musluğun olmadığı marketlerin sayısı çoğaldı. Besinlerin olduğu semt pazarı ise çok uzaklarda kaldı. 

 Uzaktan ders anlatıldı yalnızca. Hâlbuki ders anlatılmaz ders yaşantı yolu ile işlenir. Yaşantı eğitimin tanımında birinci kelime.

 Çocuğun akranı ile birlikte sosyalleşmesi olmadı. Öğrenmelerin kaynağının sınırını çizmek zor ama akrandan öğrenme en iyisi. Uzaktan eğitim öğrenci ve öğretmen arasındaki iletişimi teknikleştirdi  ve sosyalliği geride bıraktı. Bu da öğrenci - öğretmen diyaloğu, sosyalleşme ve etkin öğrenme metotlarının çok daha geride kalmasına sebep oldu.

   Okul sosyal çalışmaların yapıldığı, birlikteliğin olduğu, çeşitli aktivitelerin yapıldığı ve paylaşıldığı bir ortamdır. Eğitim sistemimiz bunları unutsa da bir müzik resitali uzaktan aynı coşkuyu vermedi, bir sanat ekinliği/ bir resim sergisi sergilenip sunulmadı, bir spor karşılaşması olmadı, okulun bahçesinde yıllarca anı olarak anlatılacak bir futbol maçı oynanmadı. 

 Eğitimin dışında da izlediğimiz TV’de son bir yıldır her daim uzman görüşleriyle, tablolarla, sayılarla anlatılan “virüs”, “korona”, “hastalık”, “ölüm”, “salgın” gibi sözler oyun çağındaki çocuklarımıza hiç oyun gibi gelmedi. Öğrenme kayıplarına dünden razıydık ama bir korku ikliminde evden dışarıya tek iletişim kanalı olan o sihirli kutudan dış dünyadan haberlerle beyinlere kazılan korkunun giderilmesi mümkün mü? Çözüm ise insanı bir makine gibi gören ve buna göre tavsiyelerde bulunan uzmanlara havale! 

Ülkemizde özel eğitim desteğine ihtiyacı olan ve bu eğitimi alan engelli çocuklar var. Eğitim merkezlerinde özel eğitim alması gereken çocukların eğitimi uzaktan olmadı.

Yükseköğretim bir mesleğe hazırlayan öğretim kurumlarıdır. Ustalık için mesleki bilgi ve becerinin tam ve uyumlu olması lazım. Uzaktan eğitim ile ancak bilgi aktarıldı, o da dinleyene. Beceri kazandırılamadı. Kayıp hanesi çok büyük.

Öğretmen kendini bir robot olarak görmez. Öğrenmeyi bir süreç olarak görür. Süreci çok boyutlu olarak yönetmeyi de bilir ve uygulamak ister. Cam önü tek boyutlu bir öğrenme aktivitesi öğrenme ve öğretmenin doğasına aykırı olduğu görüldü.  

Mahmut hocanın yukarıdaki repliğine,

Tulum Hayri; Allah aşkına hocam bu okulda insan ne öğrenir?

Mahmut Hoca; Yaşamayı, mücadele etmeyi, doğa ile savaşmayı öğrenirsiniz. Bilgili olmayı, en önemlisi de kendinize karşı saygıyı öğrenirsiniz. Bu saydıklarım eğer bir okulda yoksa orada sadece bir taş yığını vardır.

Sözümüz zorunlu kesintilere değil, yıllardır ve fırsattan istifade uzaktan eğitimi savunanlara.

Bize sorulan sorulara cevap ise,

Bizim zaten deneyimimiz vardı, hepimizim elinde bir cep telefonu,

Eğitim yaşantı ile gerçekleştiğinden telafisi mümkün olmuyor, geçmiş ola.

Prof. Dr. Sadık Kartal

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

E- posta;

skartal@mehmetakif.edu.tr-iznik.1966@gmail.com

Blog; http://sadikartal.blogspot.com/

Web; https://abs.mehmetakif.edu.tr/skartal/

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.